Friday, 15 July 2005

Kanatsız Uçmak - Kozumel - Meksika -Temmuz 2005



Nerede bu Kozumel ?

Kozumel Meksika`nın en büyük adası. Karayiplerin batı ucunda. Küba`ya uzaktan bakıyor.  Yaklaşık 50 km uzunluğunda 20 km genişliğinde. Hemen yanındaki Yucatan yarımadasıyla  birlikte,  tarih boyunca   Maya uygarlığının önemli merkezlerinden biri olmuş. Maya kültürüne,  bereket ve doğumun sembolü olan ay tanrıçası Ixchel`in adası olarak geçmiş.  Yüzyıllar boyunca ana karadaki Maya kadınları,  tapınakları ziyaret için Ada`ya akın etmişler. Ancak İspanyolların Maya  uygarlığını yok eden altın arayışı Kozumel`in de sonu olmuş. Rivayete göre, Ada nüfusu 1500`lerin ortalarında 40 binden 300`e düşmüş.  Neyse tarihi daha fazla kurcalayıp İspanyolları küstürmeyelim. İlgi alanımız olan Adanın sualtı dünyası 1961 yılında  Jack Cousteau tarafından keşfedilmiş ve Dünya`ya tanıtılmış.  1990`ların sonuna doğru da Kozumel Karayiplerin en popüler dalış  noktalarından biri haline gelmiş. Bugün, Kozumel`in dalgıçları mıknatıs gibi çeken özelliği sadece   sualtındaki zengin canlı yaşamı değil. Ada`nın  dünyadaki en iyi akıntı dalışı  (drift diving)  yapılan yerlerinden biri olması.  Bu nedenle Kozumel`de  dalış bir bakıma kanatsız uçmak gibi.

Nasıl  ve Nerede Dalınıyor ? 

Kozumel`in iki kıyısı var.  Amerika Kıtasına bakan kıyıda deniz  genelde dalgasız ve durgun.  Ada`da 40`ın üzerindeki  dalış noktasının tamamı,  bu kıyıya paralel uzanan  açıktaki mercan resifleri üzerinde. Ada`daki yerleşim de bu kıyı boyunca.  Ada`nın Okyanusa bakan kıyısı bakir. Elektrik dahi henüz gitmemiş.   Sürekli rüzgarı  ve büyük dalgaları nedeniyle  bu kıyı   dalgıçlardan ziyade sörfçüler için.  Ada`da 50`yi aşkın dalış merkezi var.  Sokakta yürürken, restorandan çok dalış merkeziyle karşılaşmak mümkün. Dalış merkezleri genelde sabah ve öğleden sonra olmak üzere günde iki defa denize çıkıyorlar.  Kullandıkları tekneler bizdekiler  gibi keyif yapmaya ve sefa sürmeye pek uygun değil. Dalışlar için,  güçleri 100-250 beygir arasında değişen,  tek veya çift motorlu küçük tekneler kullanılıyor. Bu nedenle teknelerde dalıcı sayısı 8`i pek geçmiyor.    Akınıtı dalışı yapıldığı için tekneler dalgıçları yüzeyden takip ediyor. Tekneye geri dönmek zahmeti yok. Dalışın sonuna doğru, dalış rehberi  kaptanı uyarmak için yüzeye işaret şamandırası  gönderiyor.  Herkes çıkınca, tekne dalgıçları topluyor. 

Ne zaman gittik ?  - Nasıl ve Kimlerle Daldık ?

Kozumel`in en çok rağbet edilen dönemi kış ayları.  Bunun nedeni  yaz aylarının sıcak ve yağmurlu  geçmesi ve Karayiplerde fırtına (hurricane) sezonuna denk gelmesi.   Böyle bir fırtınaya yakalanılırsa,  ya otel odasında ya da bir kurtarma merkezinde mahsur kalınıyormuş.  Buna rağmen biz şansımızı deneyelim dedik ve Kozumel`e Temmuz başında gittik.  Ada`ya ayak bastığımızda, hava sıcaklığı 30 derecenin üstünde  olmasına rağmen, bardaktan boşalırcasına  yağmur yağıyordu.  Meğerse bunlar kısa süreli tropik yağmurlarmış. Otele vardığımızda  yağmur devam etmesine rağmen deniz çarşaf gibiydi.  Fırsat bilip, kendimizi suya attık.  

Akşama doğru, Otel lobisinde hangi dalış merkezini ayarlasak diye düşünürken,  Lane ve Gordon adlı iki Amerikalı dalgıçla tanıstık.  Lane,  PADI eğitmen ve sualtı arkeologu. Bodrum Müzesinde de bir dönem çalışmış. Gordon ise reklamcı. Aileleriyle birlikte Kozumel`e gelmişler.  Muhabbet  koyulaşınca,  birlikte dalmaya karar verdik.

Ertesi sabah kalktığımızda moralimiz bozuldu. Yağmur devam ediyordu. Hani bunlar kısa süreli  tropik yağmurlardı ? Hanımlar biz bu havada dalmayız diyince,  Beyler yılmadı. Lane, Gordon ve ben dalış merkezinin yolunu tuttuk. Dalış merkezimin ismi  “Dive With Martin” idi.   Martin Meksikalı. Kozumel`in  eskilerinden. Beş küçük teknesi  var.  Saat gibi işleyen bir düzen kurmuş. Seviyelerine göre dalgıçları ayırıp,   kalabalık olmayan gruplar halinde dalışa götürüyor.  Martin`le tanışıp, gerekli formları doldurduktan ve  imzaları attıktan sonra dalışa hazırdım.   Ancak yağmur devam ediyordu. Üstelik rüzgar da başlamıştı.  Martin bize  David isminde 25 yaşında  bir dalış rehberi verdi.  Böylece dört kişilik  bir ekip oluşturduk. Zaten o gün etrafta bizden başka dalgıç da gözükmüyordu. David,  hava kötü olduğu için, açıkta  akıntı dalışı yapmanın  güvenli olmayacağını söyleyerek, batık dalışı teklif etti.  Memnuniyetle kabul ettik.

Dalacağımız  batığın “Felipe Xicotencatl” ya da kısa adıyla C-53 olduğunu öğrendik. Meksika Deniz Kuvvetlerinin 1962 yılında ABD`den aldığı ve uzun yıllar kullandığı bir mayın tarama gemisiymiş. Hizmet dışı kalınca, 2000 yılında, dalış turizminin geliştirilmesi için Ada`daki  Chankanaab Milli Parkı  açığında 24 metrede  batırılmış. Bunları duyunca, içimden “darısı bizim başımıza” dedim. Neyse,  dalış planı yapıldıktan sonra, malzemeleri 250 beygirlik sürat teknemize yükledik. 20 dakikalık yolculuktan sonra dalış noktamıza geldik. Ama ne yolculuktu.   Yağmur daha da şiddetlenmiş ve çıkan rüzgarın etkisiyle deniz iyice kabarmıştı. Deli miyiz ? Bu havada dalışta ne işimiz var ? demekten kendimizi alamadık.  Kaptan tekneyi, batığın üzerindeki şamandıraya bağladıktan sonra, beş dakika içinde hazırlanıp  kendimizi mavi sulara bıraktık.. Dalar dalmaz dünyamız da değişti. Yukarıdaki fırtına bir anda kendini sualtının sessizliğine ve dinginliğine bıraktı.  Bu büyülü dünyaya girince kendi kendime “iyi ki dalıyorum”  demekten kendimi alamadım.

C-53 gerçekten güzel bir batık. Beyaz kumun üzerinde düzgün bir şekilde batırılmış. Geminin  etrafında iki tur attıktan sonra, içine girip  tüm katlarını  dolaştık. 30 derece su sıcaklığında ve 15 litrelik çelik tüplerle 80 dakikaya yakın  dip zamanı yaptık.   Tekneye çıktığımızda, yağmur da durmuştu. Yüzey zamanını kıyıdaki  küçük bir balıkçı barınağında geçirdik. İkinci dalış noktamızı Las Palmas Duvarı  olarak belirledik. Orta şiddette akıntının olduğu 20 metrede güzel bir duvar dalışı  oldu.  

İlerleyen günlerde Kozumel`de 12 dalış daha yaptık.  Bu dalışların hepsi ayrı bir hikaye konusu olacak kadar  güzeldi.   Bazılarını kısa kısa anlatayım. Punta Sur adanın güneyinde açık denizde  geçit ve mağaraları  ile  tecrübeli dalgıçlar için Kozumel`in olmazsa olmaz dalış noktalarından birisi.  Burada Şeytan Boğazı (Devil`s Throat) denilen tünele  23 metreden  girilip,  42 metreden çıkılıyor. Tersinden dalış yapılmamasının nedeni, tünelin 23 metredeki ağzının  çok dar  olması.  Şeytan Boğazından çıktıktan sonra,  yüselirken Katedral denilen başka bir tünelden geçtik. Bu tünelde haç şeklindeki mercan oluşumu görülmeye değerdi. Adrenelini yüksek bir diğer dalışımız da adanın Kuzeyindeki Barracuda ve San Juan  resiflerine oldu.  San Juan`da akıntı saate 5 mildi. Kimse inanmaz diye, fotoğraf makinemi video moduna getirip, akıntının hızını göstermek için  bol bol film çektim. Dalışın sonuna doğru, akıntı bizi kıyıya  yaklaştırmıştı.  Burada yağan yağmurların etkisiyle,  10 metrede,  biri mavi biri yeşil iki farklı su kolonuyla karşılaşmamız,  görülmeye değer bir manzaraydı. Kozumel`deki diğer dalışlarımızın çoğu akıntı dalışıydı. Hepsinden büyük keyif aldık. Ancak fotroğraf çekmekte bayağı zorlandık.  Bu dalışlarda çoğu zaman  grubu kaybetmemek veya  ters yönde palet vurup havamızı çabuk tüketmemek için,  bir obje üzerinde defalarca kare çekmek lüksümüz olmadı.  Fotoğrafların tümünü Canon WP-DC 40 Hosuing`in içindeki  Canon S-70 dijital kamera ile çektim.  Maalesef harici flaş ve geniş açı lensim yoktu.

Sualtındaki  Yaşam

Kozumel`de sualtı yaşamı oldukça renkli.  Dip yapısı farklı. Derine inen duvarların yanısıra, çoğu dalış noktasında, beyaz kum üzerindeki kaya grupları var. Bunlar farklı türlerde  mercan ve büyük sünger oluşumlarına ev sahipliği yapmış. Kaya grupları bazı yerlerde geçit ve tüneller oluşturmuş.  Mercan resiflerinin,  bilinen renkli ve küçük balıklarını çoğunu burada görmek mümkün.  Ayrıca adaya özgü olduğu iddia edilen “Splendid Toad Fish” de hepimizin ilgisini çekti. Dalışlarımızın çoğunda, kaplumbağ,  farklı türlerde vatoz,  müren ve barakudalarla karşılaştık. Ayrıca   dalış hayatımın en büyük orfozlarını  (grouper) da Kozumel`de gördüm. Boyları bir metrenin üzerindeydi. Istakoz ve mercan örümcekleriyle de  hemen hemem her dalışta karşılaştık. Köpekbalığının   ise ancak silüetini görebildik.